enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp
DOLAR
13,6778
EURO
15,5511
ALTIN
776,68
BIST
1.880
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Az Bulutlu
19°C
Mersin
19°C
Az Bulutlu
Cuma Parçalı Bulutlu
20°C
Cumartesi Çok Bulutlu
21°C
Pazar Sağanak Yağışlı
20°C
Pazartesi Çok Bulutlu
21°C

Hele Bi Sakin

17.08.2021 19:11
0
A+
A-

Parametrelerin sürekli değişerek yarattığı farklı karmaşık düzenleri anlamak ve yorumlamak için çoğu zaman insan zekası ve hatta günümüz bilimsel tahmin yetenekleri çaresiz kalır. Birçok etkenin bir araya gelip oluşturduğu birbirine girmiş karmaşık fiziksel değişimler kaos olarak nitelendirilir. Oysaki o karmaşanın oluşumunda fiziksel yasa, matematiksel hesaplamalar vardır. Her kaos ortamının arkasında organize edilmiş sıkı bir örgütlülük mevcuttur. Herbir düzensizliğin (kaosun) içinde bir düzen vardır. Temel yasa da budur. Onun içindir ki, her kaos ortamından sonra hiçbir şey eskisi gibi değildir ve yeni bir düzenin hakimiyeti başlar.

Bu bir kenarda dursun.

Gelelim 10 yıllık geçmişi olan ve son dönem yoğun bir Afgan akını ile birlikte fitili ateşlenen Türkiye’nin mülteci gündemine…

Mesele senin benim ülkede mülteci isteyip istemememiz değil. Mesele sayıları 5-6 milyonu bulduğu söylenen mülteci varlığı için bizim rızalığımız da değil. Meseleye büyük pencereden bakmak gerekir.

Komşumuz Suriye’den yola çıkarsak, Türkiye dış politikada güttüğü bozuk siyasetle, mülteci akımının oluşmasında bir ABD, bir Rusya ve diğer emperyalist Avrupa ülkeleri kadar suçludur. Askeri gücü ile orada aktif rol üstlenmiştir. Kavimler göçüne geçit sağlayan bu toprakları hedef ülke haline getirmiştir. Avrupa için kalkan olmuştur.

Bunun için de kelle başına ücret koymuştur.

Bununla da yetinmemiş imzaladığı uluslararası anlaşmaya sadık kalmayarak ülkedeki mülteci sayısının bilinçli artmasını sağlamış, onları tehdit olarak kullanıp ülke genelindeki hukuk dışı uygulamalarına karşı dış etkenlerin sesini kesmiştir.

Dün Avrupa ile yaptığı bu kirli pazarlığın bir benzerini, bugün, Suriye’de izlediği yarı ABD, yarı Rusya flörte diyet olarak Afganlı milisler için yapmıştır. Ayrıntılarını hep beraber yaşayıp göreceğiz.

Dolayısıyla bırakın ülkemiz neden Suriyeli mülteciler ve Afganistan’dan kaçan milisler cenneti oldu diye öfkelenmeye, mülteci meselesinin insanı yönünü dahi sorgulamaya geç kaldık. Gün gibi ortadadır ki, bugün ülkenin çözümünü bekleyen Kürt, Alevi, Ermeni… yanında dağ gibi bir mülteci sorunu mevcuttur. Ülkenin Araplaşması tehlikesi ile bunalan halk bir 10 yıl içinde 5-6 milyon Arap ile yaşamayı sindirmek durumuna gelmiştir. Şimdilik gönderilme ihtimalleri de yok. Dolayısıyla bizim mülteci sorununa bir Avusturya, bir Fransa, bir başka Avrupa ülkesi gibi propagandavari karşı duruş lüksümüz yoktur. Onlar şimdilik gerekli önlemlerini almış, her dört yılda bir yeniledikleri mülteci anlaşması ile Türkiye’yi hamisi olarak belirlemiş durumdalar.

Bariz bir şekilde ortada olduğu gibi mesele yer yer girişilecek linçlerle, yapılacak katliamlarla, sosyal medyada “mülteci istemiyoruz” furyasına katılmakla çözülecek gibi değil. Muhalefetin mülteci meselesini fitilleyerek ucuz seçim aleti olarak kullanma gafleti, her an ırkçı-faşist damarı patlamaya hazır cenahın harekete geçirecek, büyük felaketlere yol açacaktır. Mülteciler bu toplumun kursağında kalacaktır.

Ekonomik, siyasi, ahlaki, hukuki çöküşün kenarında kıyısında seyreden ülkede halkın öfkesi fizana ulaşmıştır. Devlete, devletin kakokrasi yönetimine diş bileyemeyen halkın ilk yöneleceği hedef her zaman en zayıf halkadır. Şu anda yaşanan tablo da budur. Halk öfkesini mülteciye kusmaktadır.

Zira ortam bunun için hazırlanmıştır. Ülkeye hakim mafyatik iktidar sürekliliğini sağlamakla yükümlüdür. Onların bu yükü bizimkisinden daha ağırdır.

 Son dönem hepimizin de tanık olduğu birkaç deneme ile halkın nabzı kısa aralıklarla yoklanıyor. İstenen kaos ortamı için adım adım yollar döşeniyor. Türkiye şu an freni boşalmış kasalı kamyon gibi yol alıyor. Unutmayın toslayacağı yere ilk serilenler bu toprakların mazlumları olacaktır.

Türkiye’nin sürüklendiği bu süreç 7 Haziran – 1 Kasım 2015 arası kaos ortamını hatırlatıyor. Bilinmelidir ki bir sonrakinin şiddeti onu arattıracaktır. Yaratılan karmaşa ile ayyuka çıkmış ekonomik, siyasal, hukuki, ahlaki rezaletler hasır altı edilir. Halk, topluluk olma güdüsünü yitirir, bireysel telaşa düşer. Tek derdi can güvenliği olan birey haline dönüşür. Bütün hak ve özgürlüklerinden feragat eder, hakim güce gönüllü teslim olur. Bu durum, kaos ortamını bahane olarak kullanan yönetici dinamiklerin toplum üzerindeki her müdalesini meşru kılar. Ve böylece bir süre için daha ülke yeniden dizayn edilmiş olur.

Tehlikenin farkındayız. Hergün sayıları katlanarak artan başı boş mültecilerin toplumda oluşturdukları yozlaşma bir an önce durdurulmalıdır. Bunun için çok alternatif yol var. Uyum politikaları geliştirilir, bu insanların geldikleri yerlerin güvenliği sağlanır, geri gönderilir vs vs…

Hülasa; insanı, insan onurunu, insan temel hak ve hukukunu öz bilmeyen, merkezine almayan her türlü hareketin üzerine çizik çekin.

Bu kokuşmuş, bir an önce alaşağı edilmesi gereken rejimin popülist söylemlerini seçim sandığı malzemesi yapıp bize sunanları elinizin tersiyle itin.

At izi it izine karışmışken yarınlarımız daha bir tehlikeye atacak oyunlara gelmeyin. Biz bunları çok yaşadık, bunlara çok alet olduk. Osmanlı devlet geleneğidir; farklı olana, boyun eğmeyene kolluk güçlerini, hukuk sopasını kullanmak, olmadı gerekli ortamı sağlayıp toplumsal linci hazırlamak.

Birkaç haftaya 7-8 Eylül olayları için buradan  ağıtlar yakacağız. Ülke takvimleri katliamlarla dolu, yenisine yer yok.

Çözüm ancak kapsamlı, demokratik, toplumsal duyarlılık ışığında yeni alternatif politikalar üretmekten, bunları uygulamaktan geçer.

Önceliği hepimizin bu tekçi, despotik, mafyatik düzeni alaşağı etmek.

Az kaldı.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.