Yarın salgının tedavisi bulunsa dahi insan yaşamı izlerini uzun bir süre hafızalardan silemeyecektir. Yarın tedavinin geliştirilmesi en büyük arzumuz ama realite hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Mevcut durum bir süre daha devam edecek olursa, ülkelerin işletim sistemlerini yakacak, yeni yaşam kodları oluşturmaya başlayacaktır. 

Artık tüm dünya ülkeleri üretim ekonomisinin değerini bir kez daha anlamış oldu. Mevcut durum devam edecek olursa, dünyanın en büyük ticaret merkezleri önemini yitirecek,

en güçlü ekonomi en üretken ekonomi haline gelecektir. 

Kapitalist sistem iflas edecektir. Ülkeler yeni yönetim biçimlerini değerlendirmeye başlayacaktır. Bu aşamada halkına yakın olan, toplumunu dikkate alan ve şeffaf yönetim biçimleri benimseyen yönetimler başarılı olma olasılıklarını artıracaktır. 

Yıllardır girmek için yırtındığımız Avrupa Birliği çökmüştür.

Artık ülkeler kendi sorunlarına kafa yoracak duruma gelmiştir.

Korona virüsü, insanlar arasında sosyal mesafeyi aşıladığı gibi ülkeler arasında da diplomatik mesafeyi de genişletecektir. Yeni yönetim, yeni toplum ve yeni yaşam kodlarına uyum sağlayabilmek o ülkeleri daha da güçlü kılacaktır. 

Bu zorlu süreç devam ederse, tüketim kaynakları kısıtlı olan ülkeler yeni kaynak arayışına geçmek zorunda kalacak, ülkeler arasında yeni kaynak mücadeleleri baş gösterecektir. İhtiyaç duyulacak kaynak tabi ki artık enerji kaynağından ziyade üretime dayalı tüketim kaynakları olacaktır.    

‘Son ırmak kuruduğunda,

son ağaç yok olduğunda,

son balık öldüğünde,

beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacaktır.’

Demişti Suquamish Kabilesinden ‘Şef Seattle’. 

Neyse ki ülke olarak üretimden tam anlamıyla kopmamış bir milletiz, tabir-i caizse toprağın tozu hala ellerimizde duruyor.

Her ne kadar elimize silah vermeye çalışsalar da, ellerimiz tırpanı, çapayı daha çok biliyor daha çok seviyor. 

Her zaman olduğu gibi aşımız yine topraktadır.

Tıpkı Aşık Veysel’in de dediği gibi ‘bizim Sadık yârimiz kara topraktır’ ve olmaya devam edecektir...