İnsanlık tarihinde yazı, işaret ve sembollerle birlikte, hayatımızı düzene sokan, disipline eden ve kolaylaştıran sayıların önemi de yadsınamaz bir gerçek. Sayıların insanoğlunun varoluş sürecinde geçmişten günümüze yaşanan serüvende barındırdığı önemin haricinde özel sayıların mevcudiyetinden bahsetmek mümkün. Bizim tam da bu noktada üzerinde duracağımız ve yazımıza konu alacağımız sayı 33. Sayının teolojideki (din bilimi) yeri ve tarihsel bazda barındırdığı öneme değinmeden önce popüler dünyada karşımıza çıkışını kısaca irdelediğimizde şaşırtıcı bir tablo ile karşılaşıyoruz. Son yıllarda internet üzerinden yayın yapan interaktif film/dizi portalında yayınlanan Almanya yapımı ‘Dark’ isimli bilim kurgu dizisi 33 sayısının yaşamımız döngüsündeki önemini konu alıyor. Bilim-kurgu türünde karşımıza çıkan dizide, olayların sürekli bir döngü içinde cereyan etmesi izleyicide hem yoğun bir merak duygusu yaratıyor, hem de mistik denilebilecek olaylara ortak olma imkanı sağlıyor.

33 sayısını oluşturan 3 rakamı, titreşimleri açısından güçlülüğü ile karşımıza çıkmaktadır. Bazı dini inanışlara ve kaynaklara göre 33 sayısının, meleklerin insanların yanında olduğuna ve insanlara mesaj verdiğine inanılmaktadır. Tanrının Hz. Adem’e secde etmesini istediği, ancak Tanrının buyruğuna uymayarak lanetlenen şeytanın 33 yaşında olduğu bilinmektedir. Hristiyanlık inanışında Hz. İsa’nın M.S. 3 Nisan 33 tarihinde çarmıha gerildiğinde 33 yaşında olduğu bilinmektedir. İslam inancında ölü ruhların ahirette tekrar dirildiğinde 33 yaşında olacağına inanılmakla beraber, namazlarda çekilen tesbihatın 33 kere yapılması, 3 farklı tesbihatın olması ve bunların çarpımı sonucu Allah’ın 99 ismini ortaya çıkardığına da inanılmaktadır. Bilimsel ve astronomik açıdan bakıldığında kozmik yılın güneş sisteminde tam döngüsünün 33 yılda tamamlandığı gözlemlenir. Bilim adamı Newton suyun kaynama derecesinin 33 olduğunu belirtirken Fransız yazar Dante’nin ünlü eseri İlahi Komedya’nın 3 bölümden oluştuğu ve her bölümün 33 stanza (gruplanmış satır dizisi) olarak karşımıza çıkar. Son olarak ise filozof Friedrich Nietzche, ortaya attığı Bengi Teorisinde ‘Evren ve zaman sonsuz bir döngü süreci içerisindedir ve yaşanan her şey sonsuza kadar tekrar tekrar yaşanacaktır.’ diyerek her şeyin yineleneceğine değinmiş , 33 sayısının önemine vurgulamıştır.

Günümüz Türkiye’sinin tıpkı Nietzche’nin Bengi Teorisi’nde belirttiği gibi 33 yıl önceki Türkiye’siyle ne kadar benzerlik gösterdiğini 1987 yılına göz attığımızda daha net bir şekilde anlayabiliyoruz. Aradan geçen 33 yıl itibarı ile gündemin ve rollerin neredeyse aynı olduğu sadece karakterlerin değiştiğini rahat bir şekilde gözlemleyebiliriz. Bunlardan birkaçına göz attığımızda;

-17 Ocak 1987 Bülent Ecevit, Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı davranmaktan 11 ay 20 gün hapse mahkum edildi.12 Eylül darbesinden sonra Bülent Ecevit hakkında 80,Süleyman Demirel hakkında 55 dava açılmıştır.

-27 Mart ‘Hora’(Sismik-1) gemisinin, petrol aramak için Ege’nin uluslararası karasularına açılmasının Yunanistan’ın petrol aramaları için açıkladığı tarihe rastlaması, iki ülkenin silahlı kuvvetlerini alarma geçirdi.

-Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na tam üyelik için resmen başvurdu. Türkiye’nin AET’ye tam üyelik başvurusu Devlet Bakanı Ali Bozer tarafından Belçika Dışişleri Bakanı ve AET Dönem Başkanı Leo Tindemans’a verildi.

-22 Haziran 1987 Cumhurbaşkanı Kenan Evren ‘NATO’nun gözden geçirilmesinde yarar var, böyle ittifak olmaz’dedi.

-21 Ekim Türkiye’de montajı yapılan ilk savaş uçağı F-16 ‘Savaşan Şahin’ resmi törenle uçuruldu.

-15 Aralık 1987 Cumhuriyet tarihinde dolar,resmen ilk kez dört haneli rakama ulaştı. Merkez Bankası Amerikan Dolarının satış kurunu 1.300 liraya yükseltti.

-18 Aralık 1987 Dört kişilik bir ailenin mutfak harcaması dört yılda dört kat artarak 128 bin liraya yükseldi.Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu(Türk-İş)’Mutfak harcamalarındaki bu artışa karşın, asgari ücretin net 49 bin lira olması düşündürücüdür’ dedi.

Anlayacağınız, dünden bugüne, bugünden yarına Türkiye’nin gündeminde hep aynı konular, farklı karakterler var.
Bu döngü belki de Nietzsche teorisine göre olağan..
Ama bize göre kronik bir hastalık.

Sevgilerimle...