Pandemi döneminin sıkıcı ve bunaltıcı anlarına hızır gibi yetişen Netflix dizilerini aratmadı Büyükşehir Meclisi.
İlk sezonu kaosun ortasında biten bu gerilim dizisi, ikinci sezonunda aksiyona dönüştü..
Şu ana kadarki en uzun meclisti..
Ve süre uzadıkça sinirler yıprandı, dikkatler dağıldı..
Mecliste birbirini anlamakta güçlük çeken bir grup siyasetçi vardı..
Bunun nedeni ise grupların birbirine siyasi üstünlük kurma çabasıydı.
Anlatanlar ve anlayanlar basit yolu seçmedi. Birbirlerini anlaşılır kılmadı.
Söylemlerin alt metnini okudu.
Bir ara psikolojik tahliller bile yapılmaya başlandı.
Yüzlerdeki ifadeler, davranış biçimleri ana temanın önüne geçti.
Anlayacağınız meclisin ruhu da lisanı da değişti.

Geçtiğimiz meclise damgasını vuran Vahap Seçer -Mustafa Gültak polemiği, bu mecliste de boy gösterdi. Bu polemiğe bu mecliste Atsız Afşın Yılmaz da eklendi. MHP’li Mahmut Tat ve Mehmet Topkara da standartlarını bozmayan isimlerdi.
Otopark, Logo ve Borçlanma konuları tartışmaların pik yaptığı noktalardı. Her üç meselede usul konusundaki anlaşmazlıklar üsluplara yansıdı.
Atatürk parkının içindeki otoparkı geçici çözüm için uygun bulan idare, Cumhur ittifakının yeşil alan muhalefeti ile karşılaştı. Akdeniz Belediye Başkanı kendi ilçe sınırlarında yapılan uygulamanın kendisine sorulmamasından yakındı. MHP’li Mahmut Tat ise Büyükşehir Belediye Başkanı’nın buna nasıl olur verdiğini sorguladı. Bu arada Başkan Seçer otoparkın kalıcı bir hale gelmesinin endişesini taşıyan Cumhur ittifakı üyelerinden çözüm önerisi bekledi, “konuşalım, tartışalım” dedi. Ama çözüm önerisi gelmedi. Şaşırmadık çünkü bu kent ve bu meclis geçmişten bu yana kıyı kenar çizgisi ihlalleri, yeşil alan katliamları, balık çiftlikleri, nükleer santral, tersane gibi çevresel zararları olan uygulamalara siyaseten ve ticareten yol vermişti. Sadece CHP’li tecrübeli isim Zekeriya Özgür’ün “bu sorun çözümlenene kadar gerekirse tüm parkı otopark olarak kullanırız “ sözü Seçer’in bu konudaki uzlaşmacı tutumunun etkisini yitirmesine neden oldu.
Logo meselesi..
Bu Logo meselesi (sosyal medya kullananlar bilir) Vahap Seçer’in sabitlenmiş tweet’i gibi. Gündemden hiç düşmüyor. Mecliste ve kamuoyunda kendine bir şekilde yer buluyor. Bu mecliste de gündeme geldi. Seçer’in ısrarla simge dediği işarete MHP’li Mahmut Tat resmi evraklarda olması nedeniyle logo dedi ve bu değişimin meclis kararına ihtiyacı olduğunu söyledi. İttifakın bu konuya bakış açısını makul ve anlaşılır buluyorum.
Doğru söylemek gerekirse, logo konusundaki usul hatası konuyu bu noktaya getirdi maalesef. Sayın Seçer azınlıkta olduğu mecliste riski göze alıp değişimi diplomasi ile çözüme kavuşturmayı tercih edebilir, bakış açısını ve kararını meclise ve kamuoyuna daha iyi anlatabilirdi. Böylece kendisinin simge, rakiplerinin logo dediği o işaret, köklü sorunları olan Mersin’i gündeminin her defasında işgal etmezdi.
Ve borçlanma..
Gergin geçen mecliste durumu en iyi anlatan kişi bence CHP’li meclis üyesi Ali Dinsever’di..Geri kalanı politikaydı ve stratejiydi..
Dinsever dönem başında hazırlanan bütçede bütçe denkliği açısından 250 milyon borçlanmanın meclis tarafından zaten onaylandığını söyledi. Bu mecliste karara bağlanacak olan borçlanmanın usulün devamı niteliğinde olduğunu da sözlerine ekledi. Bence bu cümle işin özetiydi. Anlayacağınız meclis daha önce aldığı kararın sadece güncellenmesini yapacaktı ve siyaseten yapmadı.
Aslında bir başka CHP’li meclis üyesi Muhittin Ertaş pozisyona girdi ama topu boş kaleye yuvarlayamadı. Ertaş ilk borçlanma verilirken ittifak üyelerinin esnafın birikmiş borçlarının ödenmesi şartı koştuğunu ve Başkan Seçer’in bu kapsamda aldığı borç paranın 3’te birlik kısmı ile bu borçları kapattığını söyledi. Gerisini getiremedi. Ben tamamlayayım. Şimdi aynı ittifak Seçer’e borçlarını kapatmak için değil de yatırım yapması için borçlanmaya evet diyebileceklerini söyledi. Bir dönem önce borcu borçla kapatmak makulken, şimdi borcu borçla kapatmak ittifak için makbul görülmedi. Peki ne değişti ?
Tehdit meselesine gelince..
Seçer’in “ bana borçlanma vermezseniz belediye başkanları ile ilişkilerimize halel gelir” cümlesi, ittifak üyelerine tehdit şeklinde algılandı. O şartlarda ve o haleti ruhiye de bunun bu şekilde algılanması garibime gitmedi. Çünkü ağır bir siyasi travma yaşanıyordu mecliste o anlar.. Sakin kafayla düşünüldüğünde hizmetin hammaddesinin para olduğu, eğer borçlanma verilmediği takdirde büyükşehirin ilçelere götürdüğü hizmetlerin aksayacağı, ardından ilçe belediye başkanlarının büyükşehirden hizmet alamıyoruz seslerinin yükseleceği ve sonunda belediye başkanları arasındaki hizmet hukukunun bozulmaya başlayacağı yönündeydi bu açıklama.. Ama mecliste herkes alt metni okuduğu için bu bir tehdit olarak algılandı.

Uzun lafın kısası Mersin’in barışçıl ve uzlaşmacı kimliğine yakışmayan bir meclisti..
Merkezi hükümetin etkisi altında kalan ve mecliste çoğunluğu elinde bulunduran ittifak üyelerinin özellikle borçlanma ile ilgili ortaya koyduğu argümanlar bence samimiyetten uzak ve çelişkiler içeriyordu.
Bunu bir önceki borçlanmada görmüştük. Kocamaz’ın hesaplarının incelenmesini Seçer’in önüne çıkarmıştı ittifak üyeleri.. Neyse ki Akdeniz Belediye Başkanı Mustafa Gültak’ın yapıcı tutumu ve çabalarıyla AK Parti ekibi oylamada çekimser kalarak asıl meseleyi görmüştü.
Şimdi ortada yine başka meseleler var.
Ama emin olun ki yine memleket meselesi değil.