EVDE KALALIM AMA… 

 

Yapılan araştırmalara göre ne yazık ki okumaktan çok izleyen, araştırmaktan çok oyalanan bir milletiz.

Sosyo-kültürel veya sosyo-ekonomik yapımızda 2016 yılından bu yana anlamlı bir değişiklik olmadığını düşünüyorum ya da en azından ben fark etmedim. Üzücü bir durum ama bence şu an realitenin daha ağır basması gereken zamanları yaşamaktayız.  Bu nedenle yaşam biçimimize göre tedbirlerin alınması gerektiği inancındayım.

Corona virüs Tüm dünya da dalga dalga yayılıp, binlerce insanın yaşamına son verdiğine hepimiz tanıklık ediyoruz. Ne yazık ki Ülkemizde de 11 Mart’ta yurtdışı kaynaklı ilk resmi vaka açıklandı. Daha sonra 17 Mart’ta yani 1 haftadan kısa bir sürede vaka sayımız 98’ye ulaştı ve ne yazık ki ilk Virüs ölümümüz gerçekleşti. Ülkemizde Corona Virüs testi için Polimeraz Zincir Reaksiyonu(PCR) testinin sadece belli başlı hastanelerde yapıldığını göz önünde bulunduracak olursak, vaka sayısının tahmin ettiğimizden de fazla olduğunu düşünmekteyim.

Virüs ile ilgili bir çok şakaları geride bırakmalı ve toplumsal mücadeleyi daha da ciddiye almalıyız. Bu zorlu günlerde Sağlık bakanlığı ve Dünya sağlık örgütlerinin toplumsal uyarılarını dikkate almak ve bireysel tedbirlerin de adaptasyonunu hızlandırmak gerekmektedir.

Covid-19 tehlikesi ne yazık ki, ulusal boyutundan evrensel boyuta yükselmiştir. Ülke yönetimleri elbette toplumsal önlemler almaya devam edecek ancak en büyük görev yine bireysel önlemleri yönetmekten geçmektedir.

Sağlık bakanlığı bireysel önlemler kapsamında, ‘İnsan temasının sıfıra indirmek gerektiği aynı zamanda zorunlu olmadıkça ‘Evde kal’ kampanyası başlattı.

Bu adaptasyonunun hızlandırmak adına, alınacak tedbirlerin ülkemizin sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapısını göz önünde bulundurmalıdır.

‘Evde kal’ sloganını bende destekliyorum. Hatta bu durumu yayınlaştırmak adına evde kalmayı çekici hale getirmek için bazı sektörlere büyük görev düşmektedir.  Gönül isterdi ki bu durumda kitap okuma alışkanlığımız artsın, ancak gerçek şunu gösteriyor ki şuan toplumsal ideal ve arzularımızı  bir kenara bırakmalıyız. Daha gerçekçi bakış açısıyla bu durumun ciddiyetini algılamalı ve minimum zararla atlatmaya çalışmalıyız.  Yani ‘Postal ayağa uymazsa, ayağı postal’a uydurmalıyız.

Bu mücadele tedbirlerine en büyük katkı sunabilecek şirketler GSM ve Medya şirketleridir. GSM şirketleri gerekirse ücretsiz konuşma ve internet kampanyalarıyla sosyal iletişimin dijital platformlara taşıma konusunda yardımcı olmalı. Aynı şekilde TV kanalları mevcut yayın akışlarından vazgeçip ilgi çekici,bilgilendirici ve teşvik edici içerikler hazırlamalı. Gerekirse daha önce TV’de yayınlanmamış film, dizi, belgesel yayınlamalıdır. Ülke halkımızın hala ücretli film paketi, belgesel paketi veya spor paketi alamamak şöyle dursun,  hala çoğu evde internet olmadığını da unutmamak gerekmektedir. Virüs salgının dan ekonomik anlamda, belki de sadece dolaylı olarak olumsuz etkilenen bu şirketlerin bu konuda gerekli hassasiyetini göstereceklerine ve ulusal ve evrensel mücadeleye gerekli katkıyı sunacaklarına eminim. 

Virüs salgını evrensele ulaşmışken, en önemli mücadele bireyseldir.

Umarım Evrenimiz ve bu evrendeki bütün bireylerimiz bu durumu en az zararla atlatmayı başarır.

Sağlıcakla kalın, Evde kalın..